![]() |
|
||||
|
Gel zaman, git zaman, Hz. İsmail (aleyhisselâm) büyümüş, on üç-on dört yaşlarına gelmişti. Hz. İbrahim (aleyhisselâm) onları ziyarete geldiğinde kupkuru çöllerin yeşile dönüştüğünü görünce Allah’a şükretti. Biricik oğlu İsmail’i çok seviyordu. Dünya güzeli bir çocuktu. Ahlâkı dillere destandı. Ateşîn bir zekâsı vardı. Öyle ya o bir peygamber evlâdıydı.
Efendiler Efendisi Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Allah, bir kulunu sevdi mi onu imtihan eder... İmtihanların en ağırını da peygamberler verir...” Hele peygamber büyük bir peygamberse onun imtihanından ağırı yoktur. Şimdi de Allah, o iki büyük insan için yeni bir imtihan hazırlıyordu. Bir sabah... Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’i (aleyhisselâm) alarak yürüyüşe çıktı. Ona çok önemli bir şey söyleyecekti. O gece bir rüya görmüştü ve rüyasını oğluna anlatacaktı. Yüzünde aynı ciddî ifadeler vardı Yüce Peygamber’in. Hz. İsmail’in gözlerine baktı ve şöyle dedi ona şefkatle: - Evlâdım, rüyamda seni boğazladığımı gördüm, ne diyorsun bu işe? Ne edep ne ahlâk! Evlâdını karşısına alıp onunla istişare ediyordu. Hz. İsmail (aleyhisselâm), peygamberlerin rüyasının vahiy olduğunu biliyordu. Vahyin bir çeşidi de rüyada geleniydi. Babasının yüzüne baktı ve sükûnetle: - Babacığım! Sana emredileni yap, endişelenme.. Allah’ın izniyle beni sabredenlerden bulacaksın... O ne çetin bir imtihan... Bu ne muhteşem bir teslimiyet, ne ulaşılmaz bir büyüklük... Allah’a inanmışlığın bundan yüksek bir zirvesi olabilir mi?! Hz. İbrahim olmanın bedeli buydu işte. Hz. İsmail olmanın da... Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) atası olmak kolay değildi elbette. Baba-evlât tekrar buluşmak için ayrıldılar birbirlerinden. Karar kesindi. Emir semadan gelmişti. İsmail buluşma noktasına doğru yol alırken şeytan çıktı karşısına. Hz. İsmail’e: - Deli misin sen... Baban seni kesecek, dedi. Hz. İsmail (aleyhisselâm) şeytanı görünce yerden aldığı taşlarlarla onu taşlamaya başladı. Şeytan kaçtı. Biraz sonra tekrar çıktı karşısına ve yine aynı şeyleri söyledi. Hz. İsmail bir kez daha taşladı şeytanı. O günden sonra Müslüman hacılar şeytanı taşlarlar hac ibadetlerini yaparlarken. Şeytan yenemedi İsmail’i. Bozguna uğrayıp rezil rüsvay oldu karşısında. Bir peygamberi yenmek mümkün müydü! Biraz sonra Hz. İbrahim biricik yavrusunu kurbanlık bir koyun gibi yatırmıştı. Bıçağını da iyice bilemişti. Bütün kâinat durmuş, olanları izliyordu. Gökteki ve yerdeki varlıklar nefeslerini tutmuş, korkuyla seyrediyorlardı baba-evlât iki peygamberin yaptıklarını. İkisi de bütün benlikleriyle teslim olmuşlardı Allah’a. İkisi de çetin bir imtihandan geçiyorlardı. Tam bıçağı indiriyordu ki... Bir ses yankılandı etrafta. Semavi bir ses: - Ey İbrahim! Sözünü tuttun, bağlılığını ve samimiyetini ispat ettin... İsmail’in yerine Cennet’ten gelen şu koçu boğazla... Hz. İbrahim, Hz. İsmail, gökte melekler, yerdeki canlılar derin bir nefes aldılar hep birlikte. İmtihan sona ermişti. İki büyük insan zorlu imtihanı atlatmıştı. Yer-gök bir bayram havası yaşıyordu. Allah o günü bayram ilân etti. İşte bu yüzden biz Kurban Bayramı’nı kutluyoruz ve bu yüzden kurban kesiyoruz o gün. Aradan yıllar geçti. Hz. İsmail büyüyüp genç bir delikanlı oldu. Evlendi, çocukları oldu. Zemzem’in çevresinde başlayan medeniyet genişlemişti. Hz. İsmail’in halkı, ondan öğrendikleri bilgilerle Allah’a kulluk ediyorlardı. Ve bir gün... Hz. İbrahim çıka geldi. Oğlunu yanına alarak yürüyüşe çıktı yine. Bu sefer yüzü gülüyordu. Allah onlara Kâbe’yi inşa etmelerini emretmişti. İki peygamber derhal işe koyuldular. Hz. Âdem’in açtığı temellerin üzerine Allah’ın yeryüzündeki evi Kâbe’yi inşa ettiler. Kâbe, Dünya’nın kalbi... Kâbe, kâinatın göz bebeği. Kâbe, semada meleklerin, yerde insanların tavaf ettikleri kutsal mekân… İki kutlu peygamber Kâbe’yi yaparken dua ettiler içtenlikle: - Ey Rabbimiz! Amelimizi en güzel şekilde kabul buyur... Sen her şeyi işitir, her şeyi bilirsin. Ey Rabbimiz, bizim soyumuzdan Müslüman bir ümmet çıkar. Yeryüzünde sana imanın temsilcisi olsunlar.. Rabbimiz, onlara aralarından bir peygamber gönder ki onlara Senin âyetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin. Onları her türlü kirden arındırsın. Sen yücelerden yücesin, hikmetin yegâne kaynağı Sensin... Allah, dualarını kabul etti. Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. İsmail’in soyundan doğdu. Kendisi en büyük peygamber, ümmeti en hayırlı ümmet oldu. Bir gün Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ashabı arasında oturmuş sohbet ediyordu. Söz dönüp dolaşıp Hz. İbrahim’e gelince şu sözler döküldü mübarek dudaklarından: - Ben, atam Hz. İbrahim’in duasıyım. Ben, iki kurbanlığın oğluyum. Birinci kurbanlık Hz. İsmail, ikincisi ise babası Abdullah’tı. İnşaat bitmişti. Hacıların tavafa başlama noktasını belirlemek için bir işaret koymak gerekiyordu. Hz. İbrahim, Hz. İsmail’e Kâbe’de kullandıkları taşlardan farklı bir taş getirmesini söyledi. Hz. İsmail (aleyhisselâm) çevrede değişik renkte bir taş aradı. Dağlara, tepelere çıktı. Aradı, fakat bulamadı. Yorgun argın babasına döndüğünde elinde siyah bir taş gördü: - Bu taş da ne? - Hacerü’l-Esved... Siyah taş, kutsal taş. - Nereden buldun onu? - Melekler getirdi... Cennet’ten... Hacerü’l-Esved’i yerine yerleştirdiler. O gün-bugün durur orada. Kâbe’nin en müstesna yerinde. O gün-bugün Müslümanlar Mekke’ye gelirler hac etmek için. Kâbe’yi tavaf etmek, Hacerü’l-Esved’e selâm vermek için. Onunla da kalmazlar Safa ile Merve tepeleri arasında yedi defa gider gelirler ve Hacer validemizi anarlar. Daha sonra şeytanı taşlarlar. Tıpkı Hz. İsmail’in taşlaması gibi. Ve kurban keserler o kutsal topraklarda. Sevinirler, bayram yaparlar. Tarihi bir kez daha yaşarlar. Allah’a bağlılıklarını bir kez daha ilân ederler ve namazlarında Kâbe’ye döner ibadet ederler... Semada iki melek birbirleriyle konuşuyorlardı. Yaklaşmıştı doğuşu. Kâinatın Efendisi doğmak üzereydi. Nerede? Mekke’de. Kâbe’nin yakınlarında. Zemzem Kuyusu’nun civarında. Çölleşmiş ruhları canlandıracak bir Zemzem doğuyordu işte. Meleklerden biri diğerine şöyle dedi: - İşte bu sırdandı Hz. İsmail’in buralara gelişi... Bu sırdandı kurban oluşu... Ve yine bu sırdandı Kâbe’nin inşa edilişi... Her şey O’nun içindi... |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|